AHLAT
GAZETESİ YAZISI
Ahlat Urartular’dan itibaren şahsi varlık göstermeye başlamış, Osmanlı’dan
itibaren de halihazır durumuyla varlığını sürdüren bir ilçemizdir.Biz
burada tarihi şehir Ahlat’ın uzun uzadıya tarihinden söz edecek değiliz.Ama,
Ahlat’taki zenginliği de görmezden gelemeyiz şüphesiz.Bu yüzden kısaca
bu konuya değinmek istiyorum.
Ahlat denince ilk planda hatıra gelen, kümbetlerle
mezar abideleridir.Gerek kümbetler ve gerekse mezar abideleri, Selçuklu
Türkleri’nin unutulmaz mimari süsleme sanatının bir açık hava müzesidir.Zira
zamanın eskittiği ve fakat yok edemediği bu tarihi eserler,kültürümüzün,
Dünya tarih sahnesindeki unutulmaz, açık bir simgesidir.
Ahlat kümbet ve abide mezarları, hiç şüphesiz geleneksel
mimarimizin şaheserleridir.Yine bu kümbet ve mezar abideleri, üstün
mimari anlayış ve sanatımızın, ecdadımızın ruh derinliklerinden fışkırıp
tecessüm etmiş; ölmez eserleridir.Bu şaheserler, aynı zamanda üstün
bir teknik ve organizasyonun da çok önemli bir simgesidir.Ata yadigarı
bu tarihi eserleri yapıp bizlere hediye ve emanet eden atalarımızın
mirasını ve sanat gereklerini benimseyip korumanın, milli ve ahlaki
bir görev olduğunu asla unutmamalıyız.Zira emanete hıyanet, zarar
doğurur ve amiyane tabirle, bizim kitabımızda öyle şeyler yazmaz.Bu
maddi tarihi varlıklar, çok açık bir şekilde bizim öz varlığımızdır.Şu
an üzerinde yaşadığımız ve ebedi vatan kabul ettiğimiz Anadolu bu
açıdan büyük bir zenginlik, üstün bir nimettir.Dünya tarihi boyunca,
çağlar açıp çağlar kapayan devletlerin yaşadıkları, yazıp çizdikleri,
dönemin sanatı olarak kabul gören eserleri, kendi çocuklarına “ bak
bu doğrudur ” diye öğrettikleri her şey, adına “ medeniyet ” denilen uygarlığın ve yaşanmışlığın ölçüsüdür.Akif’in tabiriyle “ tek dişi kalmış
canavar ” gerçek boyutlarıyla düşünüldüğünde, damgasını vururken
çekip gitmemiş, kalıcı olmuştur.Ahlat’taki asar da böyledir işte.Yerinde
yeller esmeyen, içine girdikçe daha bir merak uyandıran ve insanı
kendisini sorgulamaya sevk eden...Bugünün dünyasındaki estetik zevkler
nelerdir?Sanattan ne anlaşılıyor?Ya da bir başka bakış açısıyla,
bize miras kalanlar sanat için miydi yoksa standart yaşam için üretilenler
bir sanat eseri kadar üstün ve zarif miydi? Dününe, dinine, diline
ve tarihine ters düşenler, tüm üstün değer ve varlıklardan soyutlanmış,
bir meta gibi yaşamaya koşullu ruhsuz ve talihsiz kimselerdir.Böyle
bir yaşam, insan denen üstün varlığın doğasına aykırıdır.Zira, üstün
yeteneklerle donatılarak yaratılan insan, yaratılışının amacına uygun
bir performans sergilemekle görevlidir.Yoksa yaşam, zaman öldürmekten
öte bir değer taşımaz.Ve bu ölü zamanların insanı da, fikren ve ruhen
ölü bir görüntü sergiler.Dünü, her türlü üstün değerleriyle bize emanet eden bu ata sanat eserlerini koruyup yarınlara taşımak
ve yaşatmak asli ve asli olduğu kadar da asil bir görevdir.Yetişmiş
ve yetişmekte olan gençlerimiz, ata yadigarı her türlü üstün değerleri
koruma kollamaya elverişlidir.Çünkü, serde gençlik var bir kere...Bu
asli ruh haletinin bilincinde olan gençliğimizin, üstün değerlerin
de bilincinde oldukları şüphe götürmez bir gerçektir.Bu gerçeğin
bilinç ve ışığının istikbale muzaf bir bilinç ve ışık olması temennimiz;
isteklerimizin teminatını teşkil edeceği ise bir gerçektir.
Bazen düşünürüm de, bazı kavramların yokluğu nelere
sebep olurdu? Mesela, geçmiş ve gelecek kavramlarının yokluğu nelere
mal olurdu? Geçmişle gelecek arasındaki dilim olan ve esası teşkil
eden “ bugün ” ve “ şu an ” kavramları, alınacak derslerin temelidir.Öyleyse,
bugünü ve şu anı yaşarken, dünün değerlerine sıcak durup, hareket
planımızı oluşturmalıyız.Hiçbir millet yoktur ki, dününe küfür savurup,
yarınlarına sağ salim ulaşabilsin.İnsanların icma halinde hareket
edip bir topluluk oluşturması ve bu toplum partiküllerinin tek ve
yüce bir çatı altında toparlanıp bir amaca hizmet etmesi, belirlenen
hedeflere bağlı gelişir.Belirlenen bu hedefler, yukarıda da sözünü
ettiğim gibi, bugünü yaşarken, düne obsesif bir aşkla bağlanmadan
ama gereken değer yargılarına da sadakatle yaklaşarak, bunu genelleştirmeyle
sonlanmalıdır.Tarih, tüm yaşananlardır.Tespitlerde tarafsız olmak
belki biraz zorluk arz eder.Ama tarih denilen şey, her ne şekilde
olursa olsun, bize gerçeği sunar.Ahlat için bu gerçeklik şudur: Anadolu’nun bizim olması...Toplumsal kültürümüzün önemli referanslarından olan yüce
dinimizin ve önceki kültürlerimizde esası teşkil eden değer yargılarımızın
bileşkesinin yerleşmesinde, bir dönüm noktasının koordinatları gibidir
Ahlat...Zira Sultan Alpaslan, Malazgirt’te muharebeye başlamadan
önce son kararlarını Ahlat’taki otağında gözden geçirmiş ve ardından
başarı gelmiştir.
1071’le birlikte tabi ki sadece bir savaş kazanılmamış,
bir medeniyet de kendisine yeşereceği yeni topraklar bulmuş oluyordu.Osmanlı’nın
kuruluşuna kadarki dönemde yaşanan Beylikler Dönemi boyunca ve sonrasında,
kendi kültürümüzün zenginliklerini oluşturan tarz farklılıkları,
iyi bir sonucun doğmasına vesile olmuştur. Bu birikimler öncelikle
mimari alanında öne çıkmıştır. İşlemeciliğin en detaycı ama en mümtaz
ve ince usullerle sergilenen ve bir sanat eseri niteliğini, sanat
tarihçilerinin ortak görüşü neticesinde hak eden mezar taşları ve
kümbetlerimiz yerli turistler tarafından maalesef fazla tanınmasa
bile, yaz aylarında kendi gözlerimle de şahit olduğum gibi, yabancı
turistlerin büyük merakını çekmeye devam ediyor.Oysa bu mezar taşları
ve kümbetler, o dönemde sadece ve sadece ölülerin gömülmesi için
tasarlanan yapılardı.Daha doğrusu başta belki bir yapı olarak düşünülmeyen
ama zaman içerisinde yüklenen misyonla eş zamanlı olarak “ yapı ”
kimliği kazanan ve taş işçiliğinin zevkli, ince örneklerini sergileyen birer “eser ” olup çıktılar.Yani bu nokta şüphe götürmez bir gerçektir ki,
yapıldıkları dönemde sadece ihtiyaca binaen düşünüldüler ama asırlar
sonra, birer abide oldular.
Bize düşen, elimizdekileri kaybetmeyi bekleyip, sonra
da ah-vah etmek değil; samimiyetle sahip çıkarak bu değerleri geleceğe
taşımak olmalıdır.Döneminin şartları gereği, savaşla kazanılan bu
topraklardaki üstün değerleri, kendi değerimiz olmasının bilinciyle,
bizden sonrakilere de öğretmeliyiz.Elimizdekileri, yeniden savaşarak
kazanma zorunda kalmadan...
TATVAN
DERNEĞİ DERGİSİ YAZISI
Sırtını dağlara, ardını Rahva’ya verip, göl başında 24 saat nöbette...Göl
dediğime bakmayın...Deniz, dere kalır yanında...Bir kolu Gevaş’a, bir
kolu Ahlat üzerinden Adilcevaz’a uzanan masmavi bir umman...Sanki kucaklıyor
suyu...Ve gülümseyen yüzüyle Tatvan...
Yaşadığımız sürece hiç püskürmeyen ve püskürmesini
hiç dilemediğimiz ama tepesine oturduğunuz vakit doyumsuz bir güzelliğin
ekranı Nemrut Dağı...Bir tarafınız krater gölü, diğer yanınız Van
Gölü...Yazın şehir kavrulurken üstünüze bir şey almadan oturamayacağınız
nefasette ve serinlikte; tadına doyulmaz lezzeti, berrak sularıyla
, insanoğlunun kendisini hırpalamamasını dileyerek başlıyor güne,
güneşi ardına alarak.Kışın ise bir gelin gibi beyaz ve duru...Ve
güneş kışın öyle munis ve müşfik ki, eritmeye kıyamıyor bile yağan
karları...Yazın da kışın da, canlı yayında manzara...
Doğu denince, bizim buraları bilmeyenlerin gözünde
kimbilir hangi köhnelik, hangi eskilik canlanıyor...Ama öyle mi?
Ankara’dan gelen ve bizim oraları daha önce hiç görmemiş bir öğretmenden
Tatvan için duyduğum övgü dolu cümleler yüreğimi kabarttı geçenlerde.Sadece
bir kişiden duymadım bunu.Tatvan’a turneye gelen Devlet Tiyatroları
sanatçılarından biriyle, bir gün tanışıp sohbet ederken de duymuştum
aynı övücü sözleri. “ Buraları böyle güzel bilmezdik ” diyordu her
ikisi de...“Buralar” dedikleri aslında Doğu’ydu...Hani bilmeyenlerin,
asla gidilmeyecek yer zannettiği Doğu...Ve gördükleri Tatvan, onların
kafasındaki Doğu imajını değiştirmişti.Kimbilir, belki dost sohbetlerinde
Doğu denince Tatvan’ı anlatıyorlar, örnek veriyorlar.
Bitlis’in ve Tatvan’ın sembollerinden Nemrut Dağı,
yukarıda söz ettiğim bir çok özelliğinden başka, maalesef bugün katledilen
ama bir zamanlar arz ettiği güzel görüntüsüyle insanlara yeşilin
ne olduğunu gösteren “ huş ağaçları ” ile de bilinirdi.Ama bilinçsizlik
sonucu kesilen ve yerini kuru toprağın aldığı Nemrut Dağı, çorak
görüntüsüyle eski ihtişamını sergileyemiyor artık ne yazık ki.Ama
yine de, özellikle Batı yönündeki ormanlarımız, gölün mavisiyle bir
renk cümbüşü gibi okşuyor gözlerimizi.Nemrut Kalderası 2003 yılında
orman rejimine alındı ama bu yetmez diyerek, bölgenin Milli Park
olarak ilanı için Sn. Osman Pepe’yle konuyu görüştük.Nemrut’un Milli
Park olarak ilanı, uluslar arası yayınlarda Bitlis’in de gösterilmesi
demektir.Sn. Çevre ve Orman Bakanımız’la bu konuyu görüşerek destek
sözü aldık.Bu olay gerçekleşirse Bitlis, Tatvan ve Nemrut üçgeni
, bu nimeti yerinde kullanmış olacak.Ve hep gelmelerini dilediğimiz
yerli-yabancı turistlerin, inanıyorum ki, akınına uğrayacaktır.Çünkü
bozulmamışlık var burada; çünkü samimi bir “ hoş geldin” var burada; çünkü doğallık var burada.
Deniz otobüsü meselesi, göreve geldiğimizden bu yana
gündemimizdeki yerini koruyor.Ama maalesef şu ana kadar istediğimiz
sonucu alabilmiş değiliz.Yine de bu demek değildir ki vazgeçeceğiz.Hayır,
konuyu zaman zaman Sn. Ulaştırma Bakanımız’la konuşarak sonuç almaya
çalışıyoruz.Deniz otobüsü bizim için önemlidir ve takipçisi olacağız.Çünkü
inanıyoruz ki, vatandaşımız hizmetin kalitelisine layıktır.Burada
hazır söz ulaşıma gelmişken, Sn. Bayındırlık Bakanımız’a yaptığı
çalışmalardan dolayı teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Sn. Ergezen’in
talimatlarıyla yapılan yollarla, Bitlis ve çevresi daha güvenli ve
çağdaş imkanlarla donandı.İki gidiş, iki geliş şeritli yollar, eskiden
yaşanan kazaların riskini azaltmış, ayrıca şehir çevresine güzel
bir görünüm sağlamıştır.Bitlis’ten Tatvan’a, oradan Ahlat’a giden
yol, takdire şayan doğrusu
Tatvan’da şüphesiz sadece turistik potansiyel yoktur.Tarım
ve hayvancılık da Tatvan’da hayata geçebilecek imkanlardandır.Kooperatifler
kanalıyla, vatandaşımıza sunulabilecek imkanların değerlendirilmesi
için, birlikte hareket etmemiz şart.Geçtiğimiz ay,Başbakanlık Sosyal
Riski Azaltma Projesi kapsamında dar gelirlilere dağıtılan düşük
faizli kredilerle ilgili tüm muhtarlarımıza bir mektup yazarak, bilgi
ulaştırdım.Tabi Tatvan’daki köy ve mahalle muhtarlarımıza da. Bu
projenin neyi amaçladığını, kimlere fayda sağlayabileceğini ve işsizliğin
önlenmesinde ne derece etkili olacağını anlatan bu mektup sonunda,
hemşehrilerimizin ilgi göstereceğini düşünerek faydalanabilmelerini
amaçlamıştım.Ama maalesef, pek ilgi olmadı.Bu konuda görev, hepimize
düşmektedir.Lütfen bu yazıyı okuyanlar çevrelerine, memleketlerine,
Tatvan’a, Bitlis’e ve tabi ki diğer tüm ilçelerimize karşı daha duyarlı
davransınlar ve bu konuyla ilgili olarak insanlarımızı bilgilendirsinler.
Tatvan gerçekten de, Batı’daki bir çok il merkezi
kadar gelişmiş bir yer.Hani “kent” derler ya, gerçekten de Tatvan’dan
bir kent soluğu geliyor.Şehri düz bir eksenle ikiye bölen ana caddesi
ve sahildeki park.Bugünden sonra park daha da büyüyecek ve daha çok
vatandaşımıza hizmet sağlayacak...İnşallah yakında, spor alanları,
koşu ve yürüyüş parkurlarıyla örnek bir tesise kavuşacak Tatvan...Tabi
parkın bulunduğu caddeyi de unutmamak gerekir...Geceleri ışıl ışıl,
geniş bir cadde ve yanı başında, sakin bir denizin kırılgan sesi...
Kara, deniz ve demiryolu ile mücehhez olan Tatvan,
her ilçeye nasip olmayan imkanlara sahip olarak, çevresiyle ulaşımını
rahatça sağlayabilmektedir.Bu açıdan, önemli bir avantajı yerinde
değerlendirmemiz gerekiyor.Bu anlayışla, yukarıda da değindiğim gibi
deniz otobüsü meselesini çözüme kavuşturmak için çok çaba sarf ediyoruz.
Güzellikler tükenmez...Artarak çoğalır...Tatvan, gelişen
yapısı ile daha bir umut aşılıyor bizlere.Çünkü güzelleşiyor. 27
Mart Belediye Seçimleri’yle göreve gelen Sn. Başkan M.Emin Peker
ve değerli ekibinin kıt imkanlara rağmen verdiği mücadele, umutlarımızı
güçlendiriyor.Asfaltlanan cadde ve sokaklar, değişen görüntüsüyle
Tatvan, istiyor ve inanıyorum ki diğer ilçelerimiz ve Bitlis merkeziyle
beraber, yeni bir cazibe merkezi olacaktır.
Örneğini Bitlis’te,Ahlat’ta,Tatvan’da gördüğümüz ve
günü geldikçe diğer ilçelerimizde de göreceğimiz toplu konutlar,
modern şehirciliğin bizlere yansıyan tek yüzüdür sadece.Bu yeni konutlar,
yeni bir şehir kurarak, yeni bir hareket alanı yaratıyor ve insanımıza
yeni imkanlar sunuyor.
Tüm bu gelişmeleri az bulmamak lazım.Sonuçta unutmayalım
ki, bizim sırtımıza aldığımız yük, yeni değildir.Azla yetinmek bize
göre değil. Muhakkak, daha iyisine koşar adımlarla gideceğiz, hatta
koşacağız.Ama bunu, ortak amaca odaklanarak, ortak çıkarlarımız uğruna
yapacağız.Ben inanıyorum ki siz değerli Tatvanlılar, zaten bu bilinçtesiniz.Sizlerden
ve diğer tüm Bitlisli hemşehrilerimizden tek ricam, güç birliğine
inanarak katılmanızdır.Hep diyoruz ya; umut hepimizin umudu,Bitlis
hepimizin yurdu.Muhabbet duygularımla, selamlar ederim.
Betav
Dergisi 2004 Yazısı
Sanki daha dün gibiydi, sizinle Betav Dergisi aracılığıyla buluşmamız.
Bir yıl su gibi geçti. Su gibi geçen günlerin, su kadar aziz olması
tek dileğimizdir. Verdiğimiz sözlerimiz vardı. Bir de fukara, gureba
insanımızı gören, bilen gözlerimiz. Bir çok cephede verdiğimiz mücadele
için destek arayışlarına girdik. Gittik Bitlisli hemşehrilerimizle
görüştük, gelin Bitlis’e elbirliğiyle bir şeyler yapalım dedik. Destek
olun bize ve hayallerimize dedik. Eksik olmasınlar düşüncelerimizi
çok yerinde buldular. En büyük desteği Başbakanımız Sayın Recep Tayyip
Erdoğan’dan gördük. Sayın Başbakan, 1 Haziran Salı akşamı işadamı
hemşehrilerimizle yaptığımız yemekli toplantıyı şereflendirmiş ve
önemli açıklamalar yapmıştır. Sayın Başbakan, gecede yaptığı konuşmada
bütün Bitlisliler’i, özellikle de hali vakti yerinde olanları memleketlerine
sahip çıkmaya davet etti. Biz de bir süre önce,
bu çerçevede bir çalışma başlatmıştık. Şu an memlekette yaşayanlar
kadar, memleketten
çıkan ama memleketini unutmayanlarla oluşturduğumuz Bitlis
Feneri Yardımlaşma Derneği’ni Sayın Ahmet Eren, Sayın Uğur Barut,
Sayın Fettah Kazancı, Sayın Zeki Peker, Sayın Nazmi İbiş, Sayın Cemal
Yeniçeri, Sayın
Emrullah Kalelioğlu, Sayın Enver Derin, Sayın Behiç
Oto, Sayın Nesim Haspolat, Sayın Nevzat Sönmez, Sayın Baha Mutlu,
Sayın Tayyip Beyoğlu ve Sayın Caner Mermutlu ile birlikte kurduk.
Her tür yiyecek, giyecek, ev eşyası ve sair ihtiyaçlar için aracılık
yapacak olan dernek, bundan sonra Bitlis’te güçlü bir şekilde parlayacak
ve çevresini aydınlatacak. 22 aylık Milletvekilliğim boyunca Bitlis’te
gitmediğim köy, çalmadığım kapı kalmadı neredeyse. Çok fakir gördüm.
Gözlerini ayırmadan benden çare bekleyen, mutsuz ve umutsuz çok
insan gördüm. Yatalak
hastasını tedavi ettirecek parayı bulamadığı için ya da sevdiği kızla
parasızlık yüzünden evlenemediği için üzgün bakan delikanlının yüzündeki
ifadeyi görmezden gelmek mümkün değil. İnsanın gördükleri karşısında
duygulanmaması, etkilenmemesi için çok şeyden vazgeçmesi gerekiyor.
İşte Bitlis Feneri, bu yoksul hemşehrilerimizin evinde, gözünde, yüreğinde parlayacak. Fakir hayallere,
umut ışığı olacak. Tabi bu satırları okuyan siz değerli hemşehrilerimin
destekleriyle...
Yine bu çerçevede bir başka yoğunlaştığımız konu,
Bitlis’e Adını Yazdır Kampanyamız Değerli Hemşehrilerim. Evet,
Bitlis’e Adını Yazdır diyoruz. Okula, hastahaneye, laboratuvara,
destek ol; adın Bitlis’e ve insanlık tarihine yazılsın diyoruz.
Gücü yeten hastahane, okul; gücü yetmeyen hastahanenin bir odasını,
okulun bir dersliğini yaptırabilir. Hiçbir şey yapamayan, evinde
işe yaramayacağını düşündüğü bir şeyin buralarda işe yaradığını
görecektir. Bizim beğenmeyip de “küçük ” dediğimiz şey, ihtiyaç
sahibi biri için büyük bir şey olabilir. İşte tüm bu arz ettiğim
amaçlara hizmeten kurulan derneğimiz, damarlarına kan istiyor.
Bu kan, asil Bitlisli’nin damarlarında zaten mevcut. Bu yüzden
de
inanıyorum ki, desteklerinizle Bitlis’in sorunları çözülecektir.
Bu çalışmaları tüm Bitlis vakıf ve dernekleriyle beraber yürütebileceğimizi
de ayrıca belirtmek isterim.
Şehrimizin kökleşmiş sorunlarını muhakkak hepimiz iyi biliyoruz.
Eğitim, sağlık ve geçim sıkıntısı olan bu sorunların çözümü
için çalışmak bir büyük ödevdir. Bu ödevin yüklediği kutsal sorumluluk
anlayışıyla, işe temelden yani eğitimden başladık. Çünkü amacımız
tabanı sağlamlaştırmak, piramitin temelini güçlü kurmaktı. Eğitimde
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’ne bağlı 2 tane 4 yıllık fakültemiz,
inşallah yakında gençlerimizin yüzünü güldürecek. Çünkü Van Yüzüncü
Yıl Üniversitesi Senatosu Bitlis’e Fen-Edebiyat Fakültesi, Ahlat’a
ise Turizm Otelcilik Fakültesi kurulması kararını aldı. Bu heyecan
verici haber neticesinde YÖK Başkanı ile konuyu karşılıklı
müzakere ettik. İnşallah bu karar YÖK tarafından da onaylanacak
ve Bitlis gençliği Cumhuriyetimiz’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün
1916 tarihli vasiyetine kavuşacaktır. Yanı sıra başta ilköğretim
okullarımız olmak üzere,
bazı kamu kurumlarımıza 50 adet bilgisayar yardımı yapılmasını
sağladık. Tabi ki gönül ister ki, bilgisayarsız
okulumuz, evladımız kalmasın. Ama
imkanların yetersizliği, karşımıza bir dağ gibi dikiliyor. Yine
de “imkanlar bu kadardı” gerekçesine sığınmayacağım. İnşallah
yeni girişimlerle bu hayırlı adımları daha çabuk atacağız. Bu
konudaki arayışımız sürüyor.
Sağlıkta uzman doktor açığımız artık kalmamıştır. Göreve
geldiğimizde bir dahiliye uzmanından yoksun Bitlis’in, çok şükür
ki artık uzman doktor açığı kalmamıştır. Göreve geldiğimiz 22 ay
öncesine kadar 738 olan sağlık personeli sayısı, bugün 1046’ya
çıkmıştır. Bir nefes sıhhatin, hemşehrilerimizin en doğal hakkı
olduğunu bildiğimiz için, Sağlık Bakanlığı’ndaki tüm imkanları,
memleketimiz için seferber ederek bu soruna büyük bir darbe vurmuş
bulunmaktayız.
Ve tabi ki geçim sıkıntısı. Dünyanın en büyük sorunu.
Ülkemizde son 20 yılda açılan farkın yarattığı uçurumun, kaçınılmaz
sonucu. Çözümü elbette ki istihdam. Ama şartlar ortadayken bizim
de daha realist bakmamız gerekir duruma. Ne yapabiliriz diye düşünürken,
atıl halde bekleyen Yaprak Tütün Bakım ve İşletmeevi’nin yeniden
Bitlis ekonomisine kazandırılması fikri oluştu beynimizde. ”Bitlisli
ekecek, Yaprak Tütün işleyecek” sloganıyla girdiğimiz yol, bugün
25 kişiye ekmek sağlamıştır. Hem de öyle 25 kişi ki, ekmeğe muhtaç,
gariban insanlar. 25 kişinin işe başlatılmasıyla Bitlis’te işsizlik
bitmez tabi. Ama unutmayalım ki, dünyadaki bütün büyük değişimler,
hep küçük bir adımla başladı. Tıpkı insanoğlunun aya ayak basması
gibi. Tıpkı denizaşırı keşiflerin temeli olan, suyun kaldırma
kuvvetinin bulunması gibi. Hiçbir şey küçük ve önemsiz değildir
bizim gözümüzde. Ayrıca
yıllardır çoraklaşan bir görüntü arz eden ve Bitlis’e hiç yakışmayan
bir durum olan kurak Bitlis görüntüsü, artık son buluyor inşallah. Dideban Dağı’nın ağaçlandırılmaya başlanmasıyla bir süre sonra 670.000 fidan ekilecek
ve ayrıca 50 kişi, bu proje sonuna kadar ekmek paralarını kazanmış
olacak. Uzun yıllar boyunca çorak bir görüntü sergileyen Bitlis
yamaçları, artık gıptayla izlenen yemyeşil bir tablo olacak.
Bu şehir bizim şehrimiz. Anamızın, babamızın, atamızın, ceddimizin
doğup yetiştiği şehir. Dedelerimizin, ninelerimizin Rus’a teslim
etmemek için, uğruna canını Allah’a teslim ettiği şehir. Yüce
Allah’ın bin bir lütuf bahşettiği bir şehir, bizim şehrimiz.
Ama köhneleştirilmiş, ama ihmal edilmiş...
Bizim bu şehre vefa borcumuz var. Bizim bu şehre
gönül borcumuz var. Elele verip, parlak günlerin semalarından eksilmediği
bir Bitlis tablosunu çizmek için, biraz gayret lütfen. Her zaman
dediğimiz gibi;
UMUT HEPİMİZİN UMUDU, BİTLİS HEPİMİZİN YURDU.
En derin saygılarımla...
Betav
Dergisi 2003 Yazısı Ana yurdumuz, baba ocağımız Bitlis’in ortak acılarını, ortak sevinçlerini dile getiren Betav Dergisi bizleri sizlerle buluşturduğu için mutluyum, gurur doluyum.
Kış mevsiminin ayazına, yaz mevsiminin kuraklığına direnen yorgun adamların, elleri toprak kokan Anadolu bakışlı bacılarımın memleketi Bitlis uzun yıllardır ihmallerin pençesinde yaşam hakkı elde etmeye çalışıyor. Başta işsizlik olmak üzere bir çok sorunu aynı anda yaşayan Bitlisli, eğitim imkanlarından da uzakta kalmıştır. Eski bir kültür şehri olan Bitlis’e kültürel itibarını kazandırmak gerekir. Bugün memleketimizin bir çok seçkin üniversitesinin yüksek puanla girilen bölümlerinde okuyan Bitlisli gençlerimizi gördükçe insanın hem göğsü kabarıyor hem de düşüncelere dalıyor. Okuyanlar bizi gururlandırırken, ”ya okuyamayanlar” diyor insan içinden. Maddi imkansızlıklarla boğuşan bu gençlerin aileleri, onları Bitlis’in dışına okumaya gönderememiş, onlar da üniversiteyi sadece “hayal edilecek bir yer” olarak kabullenmişlerdi. Okuyamayan gençlerimiz hiç şüphe yok ki, diğer arkadaşları gibi üstün zeka ve niteliklere sahiptirler. Ancak hakları ellerinden alınmıştır. Bu hakkın genç Bitlisliler’e teslimi, Ulu Önderimiz Atatürk’ün de 1916’da bulunduğu tarihi vasiyetinin gerçekleşmesidir ancak. Bitlisli gençlerimizin içi kıpır kıpır. İstiyorlar ki Doğu’daki bir çok ilde olduğu gibi, onlar da bir üniversiteye sahip olsunlar. Böylelikle hem eğitim il geneline yayılacak, hem de bu vesileyle durma noktasına gelen il ekonomisi canlanacak. Bitlisli güzide gençlerimizin bu özlemini iyi bildiğimden, bir süre önce Bitlis’te kurulacak olan Şark Üniversitesi’nin kanun teklifini hazırlayıp, TBMM’ye sundum. İnşallah bu teklifimizin en güzel meyvelerini, fakültelerle süslenecek güzel Bitlisimiz’de beraber toplarız. Toplanacak her bir meyve için dikilecek her fidan, yarınlarımızda bir İletişim Fakültesi, bir Güzel Sanatlar Fakültesi, İktisat Fakültesi ya da Tıp Fakültesi olarak boy verecektir. Ve düşünün ki buralardan mezun olup cennet vatanımızın kaderine yön verecek siyasetçiler, bilim adamları, kalem erbapları ne büyük bir gururla “ben Bitlisli’yim” diyecekler. Bunları tahayyül etmek bile heyecan veriyor insana. Dileğimiz, teklifimizin kabul edilip hayatiyet kazanmasıdır. Bir Bitlis Milletvekili olarak bu yolda çaba sarfetmeye yılmadan gayret edeceğim. İnşallah üniversite için verdiğimiz teklifimizi kabul ettirip, çabalarımızın sonuçlarını alırız.
Bitlis’in özünden kaynaklı, daha bir çok değer vardır değerli hemşehrilerim. Bir şaheser olan volkanik Nemrut Dağı bu kaynaklardan sadece bir tanesidir. Dünyada eşi benzeri olmayan bu dağ, hem yaz hem kış turizmi için uygun olup; buraları tesislerle donatacak yatırımcısını bekliyor.Dünyanın hiçbir bölgesinde birbirine çok yakın iki gölün sıcaklık değerleri,bu kadar büyük çapta fark arz etmez. Nemrut Krater Gölleri hariç tabi. Ben inanıyorum ki, bu doğa güzelliği yurt dışında olsaydı, o bölge şimdi turist kaynıyordu. Ne yazık ki, ülkemizin bu zengin değeri, kaderine terk edilmiş bir halde kurtarıcısını bekliyor. O zaman iş başa düşüyor sevgili hemşehrilerim. İlimize biz sahip çıkalım. Her bir değerini ayrı ayrı, ilmek ilmek işleyelim. Bölgeden yetişip büyükşehirlerde yaşantısını sürdüren hemşehrilerimizin ilgisini bekleyen Bitlis turizm potansiyeli, Nemrut Dağı’yla sınırlı değildir. Van Gölü kıyı şeridinde yerleşmiş olan üç şirin ilçesiyle Bitlis, yakın gelecekte bölgenin ve yurdumuzun turizm odaklı cazibe merkezi haline neden gelmesin ki? Yelkenlilerin, teknelerin salınarak süzüldüğü bir Van Gölü görüntüsü; sahillerinde güzel tatil köylerinin bulunduğu bir Bitlis çok mu uzak geliyor insanlara? Bitlis, taş yığınına çevrilmemiş yapılaşmasıyla bir tatil cenneti olmaya namzettir bence. Doğal güzelliği düzenli yapılaşmayla bütünleştirilirse şayet, yerli ve yabancı turist akınına uğrayacağını düşünüyorum. Bir diğer önemli turizm değeri, adeta bir açık hava müzesi görünümünde olan Ahlat’ta ki Selçuklu Mezar Taşları’dır. Kümbetleri bir yanda, taşları bir yanda tarih yeniden yaşanır Ahlat’ta. Değindiğimiz bütün bu zenginlikleri yerinde yatırımlar ve ahde vefa duygusuyla beslersek, bize dönüşü büyük olacaktır. Bitlis’ten çıkıp yerleştiği yerlerde işlerini sürdüren Bitlisli hemşehrilerimizin, bu düşünceler çerçevesinde,yapacakları yatırımları, doğdukları yer olan Bitlis’e yönlendirmeleri, Bitlis’in kalkınma hızını artıracaktır.
Sevgili Hemşehrilerim, binlerce yıldır yıkılmadan duran Bitlis Kalesi gibi, Bitlis’in insanı da onca ağırlığa rağmen ezilmemiş ve dik durmayı bilmiştir. Çünkü dönemlerinin gerek sanat, gerek siyaset ve gerekse sosyal hayatına etki eden ecdadı İdris-i Bitlisi, Müştak Baba, Şems-i Bitlisi,Şükrü-i Bitlisi gibi Bitlisli nice tasavvuf ehli, bilgi ve görgüleriyle olsun; ilimleriyle olsun dik durmuş, ezilmemişlerdir. Artık unutulduğunu zanneden Bitlisli hemşehrilerimize umutlarını kaybetmemelerini, bize güvenmelerini ve biraz sabırlı olmalarını söyleyeceğim son olarak. Umut hepimizin umudu, Bitlis hepimizin toprağı. Saygı ve sevgilerimle.
Ahlat Gazetesi Yazısı
Bundan bir süre önce Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı’nın düzenlediği Bitlis Platformu’nda Bitlisli işadamları ve akademisyenlerin yanı sıra, bizler yani Bitlisimiz'i siyasette temsil eden milletvekilleri Bitlis’i tartıştık. Şüphesiz ilimizin ağır sorunları var. Bu platformda değerli katılımcılarla çözüm yolları aradık. Çünkü sorunlar yılların sorunları ve iyi biliniyor. Önemli olan bunlara çözüm üretebilmek. Bitlis Platformu’nda ele alınan konular itibariyle Bitlis’in işsizlik, eğitim, ulaşım, sanayileşme, konut, değerlendirilmeyi bekleyen turizm potansiyeli gibi problemleri var. Ben sizlere Bitlis’in sorunlarından uzun uzun bahsetmek istemiyorum. Yeterli altyapı sağlandığı zaman, hamle yapmamızı sağlayacak imkanların bazılarından bahsedeceğim.
Bunlardan
bir tanesi geleceğimizi oluştururken olumlu katkılarından emin
olduğumuz üniversite projesidir. Ekonomik zorluklar içinde olduğundan
başka yerlere okumaya gidemeyen gençlerimizin, yetişmelerini sağlayacak
bu proje için bir güçbirliği gerekmektedir. İktidarımız süresince,
gelişmelerin hep dış politikada yaşanmış olması; ülke gündeminin
Kıbrıs, Avrupa Birliği ve Irak Savaşı’yla dolu olması, bizi ilimizin
sorunlarının uzağına atmamıştır. Bu nedenle, yoğun gündeme rağmen
Ulu Önder’in vasiyeti, Bitlisli’nin arzusu ve hakkı olan Bitlis
Şark Üniversitesi’nin kanun teklifini hazırlayıp Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığı’na sunduk. Baş koyduğumuz bu yolun kolay
olmadığını iyi biliyoruz. Ancak ne var ki “zorluklar bizi yıldırmamalı,
aksine kamçılamalı” düşüncesiyle hareket ederek, ilk adımı atmış
bulunuyoruz. Bu hayırlı adım destek bekliyor Sevgili Bitlisliler.Meclis
içinde biz siyasilerin vereceği mücadeleye Bitlisli işadamlarımız
ve akademisyenlerimizin vereceği maddi-manevi destek ve de hemşehrilerimizin
hayır dualarıyla,yarınlarımız aydınlanacak, Bitlis ak günlere kavuşacaktır.Bu
bilinçle kenetlenmeli; uzağı yakın edecek büyük adımları, yere
sağlam basarak atmalıyız.
Toplu konut alanında Bitlis layık olduğu düzenli yapılara inşallah
kavuşacaktır. Sayın Bakanımızın da desteğiyle Bitlis’te muhtelif
yerlerde toplu konut hamlesi başlayacaktır. Bu yeni yerleşim merkezleriyle
Bitlis, tarihi kesme taş evlerini de korumak suretiyle, yeni bir
görüntüye kavuşmuş olacaktır. Modern binaların yer aldığı bu yeni
Bitlis’te, daha müreffeh bir hayat süren Bitlisliler’in yaşaması,tek
dileğimizdir. Bu refah seviyesinin hangi yollarla olacağını iyi
saptamalıyız. Bitlis’e kurulması için çabaladığımız üniversite
hiç şüphe yok ki ilin eğitim seviyesini yükseltecektir. Sadece
eğitimin yaygınlaşması değil, Bitlis ekonomisinin canlanmasına
da katkı sağlayacaktır. İlin geleceğine büyük katkıları olacak
olan üniversitenin desteğe ihtiyacı olduğunu yukarıda söylemiştik.
Bunun gibi,tam kullanılmayan turizm zenginliğinin işler hale getirilmesi
gerekmektedir. Van Gölü sahillerinde kıyısı bulunan ilimizde ayrıca,
Nemrut Dağı’nın hem yaz hem kış turizmine uygun yapısı bir diğer
imkandır. Nemrut Dağı’ndaki
krater gölleri de dünyanın hiçbir yerinde görülemeyecek eşsizlikte
bir doğa harikasıdır. Birbirinin yanıbaşında 2 gölün sularının
sıcaklık farkları çok dikkat çekicidir. Van Gölü’nde su sporlarının
yaygın yapıldığı günler hiçbirimize çok uzak gelmemeli. Ecdadımızın
Anadolu’ya girdikten sonraki yerleşim yerlerinden Ahlat’taki Selçuklu
Mezar Taşları geniş bir açıkhava müzesi görünümündedir. İşte bu
lütufların iyi kullanılması gerekir değerli hemşehrilerim. Nasıl
ki üniversite için güçbirliği istiyorsak, bu güçbirliğini yatırım
yapılmayı bekleyen Bitlis turizm potansiyeli için de oluşturalım.
Memleketini sevdiğinden emin olduğumuz değerli hemşehrilerimizin
imkanları nispetinde yardımcı olacağını düşünüyorum. Bitlis’e yönlendirilmiş
yatırımlar, memleketlimizin yüzünü güldürecektir. İnançlarımızı
projelerimizle birleştirip, çalışma azmimizle desteklersek bükemeyeceğimiz
bilek, aşamayacağımız engel yoktur.
3
Kasım seçimlerinde bir "Bitlis“ Milletvekili olarak seçildim. Bunu iyi düşünmeliyiz. Bugün Ahlatlı’nın
derdiyle Tatvanlı’nın ya da Güroymaklı’nın derdi farklı değil. Parasal
sıkıntı Hizan’da neyse Adilcevaz’da da odur. Kar yağınca Mutki’nin
yolları kapanıyorsa Bitlis Merkez’in de yolları kapanıyor. Derdimiz
tasamız ortaksa,gayretimiz de ortak olmalıdır.Birbirimize inanıp
”memleketçiliğe” sarılmalıyız. Karadenizliler’in takdir ettiğim bir
yönleri vardır. Doğdukları şehre bağlıdırlar ama, soranlara “Karadenizliyim”
derler. Yani bir sahiplenmişlik var. Biz de en azından “Bitlisliyim”
diyebilelim. Bitlis’in bütününe sahip çıkarsak, parçaları olan ilçelerine
zaten sahip çıkmış oluruz. Ülkemizi sever gibi memleketimizi sevmeliyiz.
Nasıl ki ülkemizi bir bütün olarak ve Misak-ı Milli sınırları içerisinde
sevip sahipleniyoruz; Bitlisimiz’i de aynı “bütünlük” duygusu içerisinde
sevip sahiplenmeliyiz. Bu itibarla, Bitlis’i ilçe ve belde, köy bazında
ayırmayıp geliştirmeliyiz. Unutmayalım ki; herhangi bir makamda yerini
alan bir Bitlis’li, size bir konuda yardım ederken “hangi ilçeden” olduğunuza göre karar vermez. Biz
de bu sorumluluk ve sevgi yoğunluğuyla Milletvekili olduk. Gayretlerimizi
desteklerinizle çevrelerseniz Bitlis’in adını bir çok alanda duyurma
imkanımız olur. Yüreğimiz ortak, gözlerimiz aynı hedefe dikilmiş,
sesimiz tek ses ise eğer; gelin elimizi aynı taşın altına koyalım.
Çünkü umut hepimizin umudu, Bitlis hepimizin toprağı. Saygı ve sevgilerimle
değerli hemşehrilerim.
|