Anasayfa Özgeçmis Yasama Çalışmaları Bitlis'te Gelişmeler Dünden Bugüne Bitlis
:: Misafir Yazar...

Oy Bitlis, oy sevdasına kurban olduğum, hep uzaktan sevdiğim, sıkı saramadığım koynuma alıp doyasıya koklayamadığım nazlı sevgili… Vatanına gurbet, sılasına hasret yaşamış, göç olmuş insanlar yurdu. İnsan niye terkeder yurdunu? En çok doymazsa… Ekmeğe doymazsa, aşa doymazsa, eğitime, kültüre doymazsa, sağlığa, insanca yaşamaya doymazsa; yüreğini kanırtıp söker, gömer doğduğu topraklara ve gider kervana karışıp… Göç olur ve bir serüvenci… O yürek orada atar durur yıllar yılı, yürek bedeni, beden de yüreğini özler… Ayrılık zor zenaat, fakat insan bu; alışır. Can çıkar huy çıkmaz derler ya maya ve kültür de öyle… Yanına alır insan giderken, heybesine koyar ve ıslak bir mendile sarar türkülerini, oyunlarını, yemeklerini, dilini, şivesini, toprağının kokusunu, anılarını… Yani memleketini… Bu hasret değil midir, Nazım’a Tuna boylarından “ memleketim memleketim “ dedirten…

Benim babamda öyle yapmış, 1968 yılında gelmiş emir Ankara’dan… Yeter demişler Salih hoca senin memleketine hizmetin. “Dört nala gelip uzak Asya’dan, Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim“ topla demişler döşeğini yorganını, 6 çocuk biri 3 aylık, kundakta bebe; doğru İstanbul’a… Emir demiri kesmiş tabi ve acemisi olduğu bir kentte, ustalaştığı bir işi yapmaya devam etmiş benim rahmetli babam. Ahlat Bayındır İlkokulu Müdürü Mehmet Salih Akın… Eğitim emekçisi, onurlu insan… Nasıl bakarsın dememişler 6 çocuğa koca şehirde bir maaşla, hem Bitlis’ e benzemez bu şehir yutar adamı kocaman ağzı var. Ahlat’ta domino oynamaya benzemez burada yaşamak…

 

Bitlis’ te büryan yemeye, avşor içmeye… Şor balık, otlu peynir de cabası, yok burda… Ben kor Ahlat’ lı olarak kundakta geldiğim bu şehire aydın bir eğitimcinin 6. çocuğu olarak açtım gözlerimi… Sudan denizden uzak kalmadım gene de. Bazen hırçın dalgalı, bazen sütliman geçen yıllar içinde, ekmeği bol katığı az, oyunu bol oyuncağı az, bayramı bol bayramlığı az, sevgisi bol şiddeti az yıllar yaşadım ve büyüdüm, büyüdüm… Şiirle, türküyle ve kitapla… Hepimizi okumaya teşvik etti babam ve okuttu kıtkanaat.

1800’ lü yıllarda Amerika’ da kölelere Pazar günleri tatil yapma hakkı tanınmış ve her Pazar Afrikalı zenci köleler New Orleans meydanında toplanıp köklerini paylaşmış ve yaşatmışlar. Yani kültürlerini… Şarkılar söyleyip dans etmişler kendi ritimlerince ve cazı yaratmışlar. Memleket hasretiyle… Bizdede keyifli aile muhabbetlerinde, babamın komutanlığında ve müzik öğretmeni ağabeyimin şefliğinde eli saz tutan ve dili türküye yatan herkes göreve çağrılır ve köklerimize dönerdik. Memleket türküleri söyleyip çalarak yaşatırdık ağacımızı, köklerimizi diri tutardık, kimliğimize sahip çıkarak. Hele anam da içli köfte yaptıysa, değmeyin keyfimize…

“İnsan doğduğu yere benzer; suyunda yüzen balığa, toprağını iten çiçeğe“ demiş şair, bizde öyleydik işte. Heybemizde memleketten ayrılırken anılarımızı sardığımız o mendil. Anamın, babamın göz yaşlarıyla ıslanan o mendil kurumadı hala. Bütün halkımızın ağız dolusu güleceği günlerin düşüyle hemşehrilerime selam olsun, harman olmuş tütün kıvamında